|
6 Temmuz 2007 günü oldukça sıcak
bir havada Alanya kalesine çıktık. 1221 yılında kenti alıp yeniden inşa ettiren
Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad tarafından yaptırılan Alanya Kalesi,
Alanya'nın simgelerinden biridir. Denizden 250 metreye kadar yükselen yarımada
üzerinde bulunan kalenin sur uzunluğu 6.5 kilometreyi bulur.

Alanya yarımadasındaki yerleşim,
Helenistik döneme kadar inmekle birlikte günümüze kalan tarihi dokusu 13. yüzyıl
Selçuklu eseridir. Kalenin 83 kulesi ve 140 burcu vardır. Ortaçağda surların
içine yerleşmiş kentin su gereksinimi sağlamak üzere 400'e yakın sarnıç
yapılmıştır. Sarnıçların bir kısmı günümüzde de kullanılmaktadır. Surlar, planlı
bir şekilde Ehmedek, İçkale, Adam Atacağı, Cilvarda burnu üstü, Arap Evliyası
Burcu ve Esat Burcu'nu inerek Tophane ve Tersane'yi geçip Kızılkule'de son
bulacak şekilde inşa edilmiştir.

Kentin sembolü olan Kızılkule 13.
yüzyıl Selçuklu eseridir. 1226 yılında Alaaddin Keykubat tarafından Sinop
Kalesi’ni yapan Halepli yapı ustası Ebu Ali Reha el Kettani’ye yaptırılmıştır.
İnşaat sırasında belli bir yükseklikten sonra taş blokları kaldırmak güç olduğu
için üst kısmı pişmiş kırmızı tuğlalarla yapılmış ve bu nedenle Kızılkule adını
almıştır. Kule duvarlarında antik çağdan kalma mermer bloklar görülmektedir.
Sekizgen planlı ve her bir duvarı 12.5 metre genişliğinde olan kulenin
yüksekliği 33 metre, çapı 29 metredir. İçinde zemin dahil beş kat vardır.
Kulenin üstüne yüksek aralıklı ve 85 basamaklı taş merdivenle çıkılır. Kulenin
tepeden aldığı güneş ışığı birinci kata kadar ulaşır. Kulenin ortasında bir
sarnıç bulunur. Kule denizden gelecek saldırılara karşı limanı ve tersaneyi
korumak amacıyla yapılmış ve yüzyıllar boyunca askeri amaçla kullanılmıştır.
1950’li yıllarda onarılan kule 1979 yılında ziyarete açılarak birinci katı
Etnoğrafya Müzesi’ne dönüştürülmüştür.
İç kalenin yaklaşık ortasında küçük bir Bizans Kilisesi göze çarpmaktadır ki, bu
da kalenin inşa edildiği tarihten çok önceleri de kullanılmakta olduğunu
kanıtlamaktadır. Kilisenin günümüze değin kalabilmesi, Selçukluların farklı
dinden olanlara ve onların tapınma yerlerine gösterdikleri bir saygının da
kanıtı olup bu bağlamda daha fazla korunması gereken yapılardandır.
Yonca yaprağı planlı olan kilise taş ve tuğladan karma teknikle erken
dönemlerden kalma bir bazilika üzerine inşa edilmiştir. Kiliseye batı
cephesindeki bir kapıdan girilir. Kapının iki kenarında aziz büstü yada
heykelciği konmak üzere iki küçük niş yapılmıştır. Yarım daire pencereler ve
sağır nişlerin oluşturduğu kemerler merkezi kubbeyi çevrelemektedir. Bu özellik
Bizans sanatının geç dönemine işaret etmektedir.Kilisenin fresklerle süslü
olduğu bugün kalan izlerden belli olmaktadır.
Yarımadanın zirvesinde açık alan
müzesi olarak değerlendirilen İç kale bulunmaktadır. Sultan Alaeddin Keykubad
sarayını burada yaptırmıştır. Kalede yerleşim günümüzde de sürmektedir. Taşıt
trafiğine açıktır. Yürüyerek ise yaklaşık 1 saatte çıkılabilir.
|