|
2 Ağustos öğle saatlerinde insanlığın en eski
yerleşim yerlerinden biri olan Hasankeyf'e ulaştık. Dicle Nehrinin doğu
kıyısında yer alman Hasankeyf’in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmiyor. Ancak şehir ve
etrafındaki binlerce mağara insanların buraya çok eskilerde yerleştiğini
gösteriyor.

Hem içinden Dicle nehrinin akıp gitmesi, korunmaya müsait coğrafi yapısı, mesken
olarak kullanılan binlerce mağarası hep dikkatleri çekmiş ve çağlar boyunca
stratejik önemini korumuştur. Yekpare taştan meydana gelen kalesi nedeniyle
“Hısn Keyfa” adını almıştır. Ancak başka isimler de kullanıldığı bilinmektedir.
Hasankeyf; Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Batman İli sınırları içinde yer almaktadır. Güneyinde Güneydoğu Midyat
Dağları, kuzeyinde ise Raman Dağları bulunmaktadır. İlçe Merkezi
520 rakımda olup, Batman'a 37 km. mesafededir. Hasankeyf, ortaçağ
dünyasının kültür, ticaret ve siyaset odaklarının bütünleştiği, ihtişamlı ve
gizemli bir antik kenttir.

Bölgeye hayat veren Dicle Nehri, yörenin iklimini de etkilemektedir. Nehir kış
aylarının ılıman geçmesini sağlamaktadır. Ortalama sıcaklık 25° C olup en yüksek
ortalama ısı 40-43° C, en düşük ortalama ısı 6-8° C arasında değişmektedir.
Yılın ortalama
90 günü yağışlı geçmektedir.
1926 yılında Mardin İline bağlı Gercüş İlçesinin kurulmasıyla birlikte Hasankeyf
bu İlçeye bağlı bir bucak merkezi iken, 18 Mayıs 1990 tarih ve 3647 sayılı
Kanunla Batman’ın İl olmasıyla birlikte Hasankeyf İlçe statüsü kazanmıştır.
İlçenin toplam Nüfusu 7.464 kişi olup, İlçe merkezinde 3.655 kişi, köylerde ise
3.809 kişi yaşamaktadır İlçenin 18 köyü ve 7 mezrası bulunmaktadır. Terör
örgütünün baskıları sonucu İlçeye bağlı Kumluca, Palamut ve Soğucak köyleri ve
bunlara bağlı mezralar boşalmıştır.
Ilısu Barajı; Mardin ve Şırnak İl sınırları arasında Dargeçit ilçesinin 15
km.
doğusunda, Dicle Nehri üzerinde yer almaktadır. Ilısu Barajı kil çekirdekli kaya
dolgu tipinde olup temelden yüksekliği 138 m’dir. Barajın maksimum su kotu
526,82 metre, toplam gövde hacmi 44 milyon metreküp, rezervuar hacmi ise 11
milyar metreküp’tür. Barajın kurulu gücü 1200 MW olup üreteceği toplam enerji
3,833 milyar KWh’tır. Ilısu Barajı ile üretilecek olan enerji , şu an
ülkemizde hidroelektrik santralleri vasıtasıyla üretilecek olan enerjinin
%10’unu teşkil edecektir. Ayrıca Ilısu Barajı HES tek başına bir proje
değildir. Aynı zamanda Ilısu Barajı mansabında yapılması planlanan Cizre Barajı
ve HES Tesisleri ile entegre bir projedir. Cizre Barajı ve HES tesisleriyle de
yılda 1,208 milyar KWh enerji üretilecek ve 66225 ha tarım arazisi sulanacaktır.
Ilısu Barajının yapılmaması halinde Cizre barajının rezervuar hacmi 400 milyon
metreküptür. Ilısu Barajı elektrik enerjisi ürettikten sonra mansaba Cizre
Barajı menbaına vereceği su debisi 435 m³'tür.
ANTİK DÖNEMDE HASANKEYF
Milattan önceki dönemlerde Hasankeyf’in ne gibi
tarihi gelişmelere sahne olduğu, kimlerin burada hüküm sürdüğü tarihin karanlık
sayfalarından biridir. Bu konuda yazılı herhangi bir kaynak bulunmamaktadır.
İleride yapılacak arkeolojik çalışmalar bu konuya ışık tutacaktır. Yalnız
Mezopotamya bölgesine hakim olan kavimlerin en gözde yerlerinden birinin
Hasankeyf olduğunu söylemek mümkündür.
BİZANS DÖNEMİNDE HASANKEYF
Miladi ilk asırlarda Hasankeyf, Bizanslılarla Sasaniler arasında el değiştirmiş. Zaman zaman Bizanslıların zaman zaman da
Sasaniler’in elinde kalmıştır. Miladi dördüncü asrın ortalarında Hasankeyf’e
sağlam bir kale yapan Bizanslılar, hemen hemen burayı bir daha Sasaniler’e hiç
kaptırmamışlardır. Bizans'ın hakimiyeti Müslümanların burayı ele geçirdiği 7.
Asrın başlarına kadar sürmüştür.
İSLAM DÖNEMİNDE HASANKEYF
Müslümanlar burayı ikinci halife Hz.Ömer
döneminde M.S. 638 yılında fethettiler. Halifeler döneminin ardından sırası ile Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler, Mervaniler, Artuklular, Eyyubiler ve Osmanlılar
buraya hakim oldu.
Hasankeyf, tarihi önemini Artuklular’ın M.S.1101 yılında buraya hakim olması ile
kazandı. Bu tarihten itibaren o günkü ismi ile HISN KEYFA, ortaçağın önemli
şehirlerinden biri oldu.
Kuzeyden güneye kıvrılıp giden Dicle nehri üzerinde yer alması ve o günlerde
ticaretin önemli bir kısmının nehir yoluyla yapılması nedeniyle Hasankeyf,
ticaret ve ekonomik olarak da gelişti.
Hasankeyf’i Artuklular’dan alan (M.1232) Eyyubiler, henüz bölgeye tam
hakim olamadan Moğol istilası ve harabiyeti ile karşılaştı. Birçok yerleşim yeri
gibi burası da altüst oldu.
Eyyubiler, Moğol şokunu atlattıktan sonra 14. Asrın başlarından itibaren
Hasankeyf’i yeniden imar etmeye başladı. Özellikle bugün Hasankeyf’te bulunan
birçok eserde imzası bulunan Eyyubiler’in, Sultan Süleyman zamanında bu imar
faaliyeti zirveye ulaştı. Hasankeyf, Eyyubiler zamanında tarihinin en parlak
dönemlerinden birini yaşadı.
Nihayet Osmanlılar’ın gücüne karşı direnemeyen, Safeviler’in baskıları ve iç
hesaplaşmalarla iyice yıpranan Eyyubiler, 1515 yılında burayı Osmanlılar’a
bıraktı. Bu tarihten itibaren şehir tarihi önemini kaybederek günümüze geldi.
Ancak bütün ihmallere ve tabii tahribata rağmen birçok eseri günümüze ulaştırdı.
Şimdi burada kısaca bu eserlerden bazılarına değinelim;
KALE
Kalenin eski çağlardan beri bir iskan yeri
olarak kullanıldığı mağara yapılardan anlaşılmaktadır. Ancak kale olarak
kullanılmaya başlanması Bizanslılar dönemine rastlamaktadır.
Yekpare taştan olması nedeniyle çok korunaklı olması, üzerinde birkaç tarihi
eserin olması, gizli yollarla nehre inilmesi ve kaleye çıkan yol üzerindeki
zarif, muhteşem taş kapısıyla dikkatleri çekmektedir.
Kaleye doğudan merdivenli bir yolla ulaşılmaktadır. Bu yolun hemen başında
bulunan oyma taşlardan yapılmış Eyyübilere ait olduğu üzerindeki kitabeden
anlaşılmaktadır. Bu yolun üst tarafında da kısmen harap olmuş diğer bir kapı yer
almaktadır.
Kalenin kuzeydoğu ucunda dev bir kule gibi yükselen Küçük Saray yer almaktadır.
Ayrıca kalede Ulu Cami, Büyük Saray yer almaktadır. Bu eserlerle ilgili bilgi
verilecektir.
Kalenin dikkate değer özelliklerinden biri de, gerek Artuklular gerekse
Eyyübiler döneminde buraya su çıkarılmış olmasıdır. Asırlarca kale bu su ile
hayat bulmuş. Bu suyun kesildiği olağanüstü zamanlarda kalenin kuzeyinde yer
alan merdivenli yollarla nehirden su alınmış.
KÖPRÜ
Ortaçağın en büyük taş köprüsüdür. Tarihi kaynaklarda köprünün 1116 tarihinde
Artuklu Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı yazılı. Ancak Hasankeyf 638
yılında Müslümanlarca fethedildiği sırada bir köprüden bahsedilmektedir. Bu
nedenle köprünün antik bir temel üzerinde yapılmış olması ihtimal dahilindedir.
Kemer açıklıkları itibariyle ortaçağda yapılan taş köprülerin en büyüğüdür.
Ortadaki büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki açıklık 40 metredir.
Doğu ve batıdaki küçük kemerler dışındaki ortadaki büyük kemerler tamamen
yıkılmış durumda.
Araştırmalara göre köprünün en büyük kemerin ortası ahşaptandı. Düşman şehre
saldırdığı zaman bu ahşap kısım yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi
engellenirdi. Bu özellik köprünün ömrünü kısaltmış.
Köprünün önemli özelliklerinden biri de orta ayakları üzerinde yer alan ve on
iki burcu simgelediği tahmin edilen figürlerdir. Bir ikisi dışında tahrip olmuş
ve şekil olarak he ifade ettikleri anlaşılmaz hale gelmiştir. Köprünün ne zaman
yıkıldığı da bilinmemektedir.
EL-RIZK CAMİİ
Dicle nehrinin doğusunda köprü ayağına yakın
bir mevkide yer alır. Portal girişindeki kitabeden eserin, 1409 yılında Eyyubi
Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır.
Bugün camiden sadece minare sağlam
kalmış. Kısmen yıkılmış portal giriş kapısında yer alan kitabenin altında
bitkisel süsler arasında Allah’ın doksan dokuz ismi yazılmış.
Minarenin üzerindeki yazılar, bitkisel süslemeler, minarenin iki yollu olması ve portal kapıdaki yazılar hayranlık verecek derecede güzeldir.
SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ
Minare şerefeden itibaren bilinmeyen bir
tarihte yıkılmış. Minare, kuşaklara ayrılmış, kuşaklar farklı bitkisel süslerle
bezenmiş.
KOÇ CAMİİ
Sultan Süleyman Camii doğusunda yer alır. Genel
özelliklerinden, alçı süslemelerinden Eyyübiler’e ait olduğu tahmin
edilmektedir. Yer yer sökülmesine rağmen Hasankeyf’te en canlı alçı süslemelere
sahip bir eserdir. Kitabesi olmadığından kesin olarak kimin tarafından yapıldığı
bilinmemektedir.
Etrafındaki yapı kalıntılarından bir külliyenin içinde yer aldığı
anlaşılmaktadır.
KIZLAR CAMİ
Koç Camii'nin doğusunda yer almaktadır. Dört köşesinde birer anıt mezar
olduğundan yapının bir anıt mezar olduğu bilinmektedir. Sadece kuzeydoğu
köşesindeki mezar günümüze ulaşmıştır. Yapının kuzey cephesindeki süslemelerden
yapının muhteşem olduğu tahmin edilmektedir.
ZEYNEL BEY TÜRBESİ
Kısa bir süre Hasankeyf’te hakim olan Akkoyunlular’a ait tek eserdir. Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın oğlu Zeynel
Bey’e ait olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmaktadır.
KALEDEKİ ULU CAMİ
Eyyubiler’in Hasankeyf’teki ilk eseridir. 1325
yılında bir kilise kalıntısı üzerine inşa edilmiş. Yapı gibi minaresi de
genellikle moloz taşlardan yapılmıştır. Minarenin kuzeyinde bulunan alçı süsleme
ve kitabe dikkate değer. Cami minberinden günümüze ulaşan ahşap kitabe, yazısı
ve oyma süsleri ile günümüze ulaşan nadir parçalardardan biridir.
KÜÇÜK SARAY
Kalenin kuzey-doğu ucunda bulunmaktadır. Saray,
aşağıdan itibaren yontulmuş kaya kütlesi üzerinde inşa edilmiş. Eyyubilerin
Hasankeyf’teki ilk eserlerinden biridir.
Kuzeye bakan cephedeki pencerenin üstünde iki aslan kabartması, bu kabartmaların
ortasında kufi levhalar yer almaktadır. Sarayın kuzey ve batı cephelerinde alçı
süslemelerin izlerine rastlamaktadır.
BÜYÜK SARAY
Kalenin kuzeyinde Ulu
Camiinin altında yer almaktadır. Büyük ölçüde yıkılmış ve göçükler altında
kalmıştır.
Yapının özelliklerinden Artuklu eseri olduğu tahmin
edilmektedir. Yapının en önemli özelliği, binadan bağımsız, giriş kapısının
karşısında diktörtgen bir kulenin yükseliyor olmasıdır. Burası kesme taşlardan
örülmüş, köprüden olduğu gibi taşlar madeni kromplarla birbirine kenetlenmiştir.
Burasının gözetleme kulesi veya yıldırımlık görevi gördüğü tahmin ediliyor.
|