|
Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve
Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA), Türkiye'nin yerküredeki 8 önemli gen
merkezinden 2'sini içine aldığını ve Anadolu ekosisteminin doğal bir gen
bankası niteliğinde olduğunu belirtti.
TEMA'dan,
bu yıl "Biyoçeşitlilik ve Tarım" ana teması ile kutlanacak 22 Mayıs Dünya
Biyolojik Çeşitlilik Günü dolayısıyla yapılan açıklamada, Türkiye'nin,
dünyanın çok az yerinde rastlanır bir ekosistem çeşitliliğine ve gıda ile
tarım için önemli genetik çeşitliliğe sahip olduğu vurgulandı.
Avrupa kıtasının tümündeki bitki türlerinin yaklaşık 12 bin, buna karşın
Türkiye'de saptanmış bitki türü sayısının 9 bin olduğu belirtilen
açıklamada, bunların yaklaşık 3 bininin Türkiye'ye endemik türler olduğuna
dikkat çekildi. Bu rakamın Avrupa kıtasının tümünde 2 bin 500 olduğu ifade
edilen açıklamada, şöyle devam edildi:
"Bu istisnai derecede yüksek endemiklik düzeyi, Türkiye'ye bu türlerin,
özellikle de dünyanın büyük bölümünün bağımlı olduğu tahılların türetildiği
yabani türlerin korunması, tehlike altına girmemesi veya yok olmaması
konusunda daha da büyük bir sorumluluk yüklemektedir. Zira günümüzde 15
bitki türü, dünya nüfusunun yüzde 90'ını beslemektedir.
Sadece buğday, pirinç ve mısır dünya tahıl üretiminin üçte ikisini
oluşturmaktadır. Anadolu, kendi başına ayrı bir kıta değildir ancak sanki
ayrı bir kıtaymış gibi büyük bir kıtanın sahip olabileceği tüm biyolojik
çeşitlilik özelliklerine sahiptir.
Üç ayrı kıtanın kavuşma ve geçiş noktasında bulunan Anadolu, geçmişteki
farklı jeolojik devirler boyunca, kendisini çevreleyen üç kıtada yaşayan çok
çeşitli canlı türleri için, kötü çağlarda 'sığınak', iyi çağlarda da 'dağınak'
görevini üstlenmiştir. Bu nedenle Anadolu, hem tür çeşitliliği hem de
genetik çeşitlilik bakımından oldukça zengin bir konumda bulunmaktadır."
Açıklamada, dünyada tüketilen bitkisel kaynaklı gıdanın yüzde 90'ının,
aralarında buğday, mısır, pirinç ve patatesin bulunduğu 15 kültür bitkisi
türünden sağlandığı, hayvansal kaynaklı gıdanın yüzde 90'ından fazlasının da
aralarında sığır, domuz, koyun, keçi, manda, tavuk, ördek, kaz ve hindinin
bulunduğu 9 evcil hayvan türünden geldiği belirtildi.
Türkiye'nin biyoçeşitliliği
Kültüre alınmış pek çok bitki türü ile evcilleştirilmiş pek çok hayvan
türünün yabani atalarının Türkiye'de doğal yetiştiği vurgulanan açıklamada,
Türkiye'de, yaklaşık 3 bin endemik, 9 bin 500'den fazla bitki türü, tahminen
192 iç su balık türü, 22 amfibi türü, 106 sürüngen türü, en az 426 kuş türü
ve 132 yabani memeli hayvan türü bulunduğu bildirildi.
Bu sayılara omurgasız hayvanların dahil olmadığı belirtilen açıklamada, şu
bilgilere yer verildi:
"Türkiye'nin yüzeyi dünya yüz ölçümünün ancak yüzde 0,5'i kadardır. Öte
yandan, dünyada yaşayan bitki türlerinin yüzde 2,4'ü, balık türlerinin yüzde
2,9'u, amfibi türlerinin yüzde 0,8'i, sürüngen türlerinin yüzde 1,7'si, kuş
türlerinin yüzde 5'i, memeli hayvan türlerinin yüzde 2,9'u Türkiye'de
yaşamaktadır.
Bunlar arasında, yalnızca Türkiye'de bulunan endemik türlerin oranı da
oldukça yüksektir. Bu durumda Türkiye, yerkürede mevcut tür sayısı dikkate
alınınca, yüzey ölçüsüne göre kendi payına düşebilecek oranın çok üstünde
canlı türü çeşitliliğine sahiptir."
Açıklamada, bu verilerin, Türkiye için biyoçeşitlilik açısından değerli bir
zenginlik anlamına geldiği ifade edilerek, şunlar kaydedildi:
"Ne var ki bu türlerin Türkiye'deki yaşama alanları, habitat tahribi ve
toprak erozyonunun neden olduğu yıkımlar başta olmak üzere dünya
ortalamasının çok üstünde bir hızla bozulmakta, söz konusu türlerin
bazılarının nesilleri, birer birer ya da kitleler halinde yok olmaktadır.
Hep birlikte Türkiye'nin geleneksel ekonomisinin temelini oluşturan tarım,
hayvancılık, balıkçılık, ormancılık, turizm, tıp ve eczacılık sektörleri,
temel ham madde kaynağı olarak bu doğal kaynaklarımıza ve tür çeşitliliğine
bağımlıdır. Ayrıca, Türkiye'deki canlı türlerinden birçoğu, hem genetik
kaynak, hem de ham madde kaynağı olarak uluslararası düzeyde de sıkça
aranmaktadır."
"Anadolu ekosistemi, doğal bir gen bankası niteliğinde"
Türkiye'nin, yerkürede mevcut 8 önemli gen merkezinden 2'sini içine aldığı
belirtilen açıklamada, Vavilov'un 1951'de bitkiler için tanımladığı önemli
gen merkezleri arasında "Etiyopya", "Akdeniz havzası", "Orta Doğu", "Orta
Asya", "Hindistan", "Çin, Siyam, Malaya, Java", "Güney Meksika, Orta
Amerika" ve "Güney Amerika"nın bulunduğu anımsatıldı.
Değişik ülkelerde yetiştirilen pek çok bitki ve hayvan türünün orijinal
atalarının bu topraklardan dağıldığı anlatılan açıklamada, Anadolu
topraklarının, insanlığı beslemede önemli katkısı olan bitki ve hayvan
türlerinin pek çoğunun yabani atalarını bağrında barındırdığı kaydedildi.
Açıklamada, "Bir bakıma Anadolu ekosistemi, doğal bir gen bankası
niteliğindedir. Ancak, bu canlı türleri ve onların taşıdığı nadir genler,
bulundukları habitatlarda, bilinen veya bilinmeyen değişik çevre sorunları
ile karşı karşıya kalmaktadır" denildi.
Gen teknolojisinde ve biyoteknolojide süregelen hızlı ve yepyeni
gelişmelerle bu genetik kaynakların insanlığın yararına daha etkin
kullanılması olanaklarının ortaya çıktığı kaydedilen açıklamada, bu yeni
oluşumlar dikkate alınınca, yeni ve faydalı genler için Anadolu'nun genetik
çeşitliliğine ve doğal gen bankalarına ihtiyaç duyulduğu belirtildi.
Açıklamada, bu nedenle Türkiye'nin, dünyadaki jeopolitik önemine ek olarak
jeobiyotik önemi de büyük bir ülke olduğuna işaret edildi.
Artan nüfus, kontrol edilemeyen tüketim
Biyolojik çeşitliliğin, ekonomiye doğrudan katkıları yanında çevrenin
sağlıklı kalmasını sağlayan değişik ekolojik hizmetler de yaptığı belirtilen
açıklamada, şöyle denildi:
Bu ekolojik hizmetlerin bazıları şunlardır; Doğadaki oksijen ve
karbondioksit döngüsünün ve besin zincirinin sürekliliğinin sağlanması,
böcek ve zararlı hayvanların biyolojik yollarla kontrol edilmesi, çiçekli
bitkilerin döllenmesi ve meyve tutması, su ve toprak korunması,
ekosistemlerde su ve mineral döngüsünün sağlanması, doğal geri dönüşümün
gerçekleşmesi ve atıkların ayrışması gibi pek çok ekolojik hizmetler.
Bu hizmetler ihale edilip bir mega şirket tarafından yerine getirilmeye
çalışılsaydı, bu şirkete yılda ortalama 33 trilyon dolar ödenmesi
gerekirdi."
Dünyanın daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir hızla değiştiği, doğal
varlıkların tükendiği vurgulanan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
"Artan nüfus ve kontrol edilemeyen tüketim arzusunun yarattığı baskı, doğal
varlıkların, kendi türümüzün ve gezegenimizin geleceğini tehlikeye atacak
oranda sürdürülemez bir şekilde tüketilmesine neden oluyor. Bu nedenle
insanların başta gıda olmak üzere temel ihtiyaçlarını karşılamasında
vazgeçilmez bir yeri olan gen kaynaklarının temeli
biyolojik çeşitliliğin korunmasının önemi, artık daha fazla biliniyor,
önemseniyor.
Dünya Biyolojik Çeşitlilik Günü, bize bu hazineyi koruyup gelecek nesillere
aktarmayı başaramazsak kendi sonumuzu hazırlamaya devam edeceğimizi bir kez
daha hatırlatıyor."
Kaynak : http://www.cnnturk.com/ |