|
Bonn'daki BM Biyolojik Çeşitlilik
Konferansı'nda doğal kaynaklara erişim ve yarar paylaşımının ana hatları
belirlendi. Sivil toplum kuruluşları ise konferansta asıl sorunların gündeme
gelmediği görüşünde.
Dünyanın,
biyolojik çeşitlilik açısından en zengin ülkelerinde yıllardan beri bilim
insanları çeşitli konularda uzun soluklu araştırmalar yapıyor. Ancak kaderin
bil cilvesi olsa gerek, doğal hayat alanında müthiş bir zenginliğe sahip
olan ülkeler, bunu ekonomik zenginliğe dönüştürmeyi bir türlü başaramıyor.
Hatta bu yoksul ya da kalkınmakta olan ükelerde, hangi bitkilerin ne tür
hastalıklar için şifa kaynağı olduğu konusunda da büyük bir bilgi birikimi
mevcut.
Bu doğal kaynak ve bilgi birikimini bilimsel tabana oturtan zengin Batılı
ülkelerse, ürettiği ilaç, kozmetik malzemesi ve zayıflama ürünleriyle büyük
paralar kazanıyor. Yerli halkalar ise bu işten iki kez zararlı çıkıyor; hem
doğal kaynak ve bilgi birikimlerinden oluyor, hem de bunu karşılığında
zengin ülkelerin elde ettiği getiriden yoksun kalıyorlar.
Gabriel: Herkes payını almalı
Bonn'daki BM Biyolojik Çeşitlilik Konferansı'na ev sahipliği yapan Federal
Alman Çevre Bakanı Sigmar Gabriel, konunun öneminin farkında olduklarını
vurguladı:
"Doğal
kaynakların kullanımından doğan yararların adil bir paylaşımına ihtiyacımız
var. Gezegenimizdeki biyolojik çeşitliliğinin büyük bir bölümünü borçlu
olduğumu ülkeler, bu kaynaklardan yararlanmamız karşılığında bir beklenti
içindeler. Buradaki getirinin boyutlarını tam olarak kestirmemiz mümkün
değil tabii. Örneğin bilim insanları, söz konusu kaynaklardan yararlanmak
suretiyle, bugüne kadar tedavisi olmayan bir hastalığa karşı ilaç
geliştirmeyi başarabilirse, bunun insanlığa sağlayacağı yarar her bakımdan
son derece büyük olacaktır. Buna ekonomik getiriler de dahil. Buna karşın
uzun soluklu bilimsel araştırmalar sonucunda hedeflenen sonuca ulaşılamazsa,
bunun ekonomik getirisi de aynı oranda son derece düşük olur. Bence fayda
paylaşımından sözederken, ekonomik getiriler ön planda tutulmamalı. Ortak
yaşam alanımız olan dünyada prensiplerin belirlenmesi ve adaletin
sağlanması, benim için en öncelikli konular."
Hedef: 2010 Japonya
Almanya Çevre Bakanı, bu alanda Bonn'daki konferansta önceki gece büyük bir
ilerleme kaydedildiğini ve kısaca ABS (Access and Benefit Sharing) olarak
nitelendirilen "Ulaşım ve Yarar Paylaşımı" ile ilgili bir çerçeve belgesi
üzerinde mutabakat sağlandığını duyurdu. Buna göre 2010 yılında Japonya'da
yapılacak bir sonraki BM Biyolojik Çeşitlilik Konferansı'na kadar, bu
çerçeve belgesi ışığında, uluslararası bağlayıcılığı olan bir sözleşme
hazırlancak. Sözkonusu belgede, biyolojik ve genetik kaynakların gerek
erişim ve kullanımı gerekse bundan elde edilecek yararın âdil olarak
paylaştırılması öngörülüyor.
Sivil
toplum kuruluşları tatmin olmadı
Ancak Bonn'daki konferansa katılan sivil toplum kuruluşları, bunun sadece
iyi niyetli bir hedef olmanın ötesine gidilemeyeceği görüşünde. Sözkonusu
mutabakata temkinli yaklaşanlardan biri olan Protestan Kalkınma Yardımı
Teşkilatı'ndan Michael Frein, asıl sorunların konferansta gündeme
gelmemesinden yakındı. Frein, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kanada ve Japonya'nın oyalama taktiklerinin de etkisiyle, büyük önem
arzeden ve görüş ayrılıklarının had safhada olduğu temel sorunlar üzerinde
Bonn'daki konferansta şimdiye kadar herhangi bir tartışma yapılamadı. Yani
patent hakkı ya da yarar paylaşımı sürecinden yerli halkların alacakları pay
gibi konular doğru dürüst gündeme gelmedi bile. Aynı şekilde, sanayileşmiş
ülkelerde, yarar paylaşımı konusunda ne tür yasal düzenlemeler yapılacağı ve
kapsamının ne olacağı konusu da havada kaldı. Bu saydıklarım, çözüm bekleyen
sorunlardan sadece birkaçı. Ancak Bonn'da şimdiye kadar bu konuda bir arpa
boyu dahi mesafe kat edilemedi."
Biyokorsanlık önlenemiyor
Kısaca "Biyokorsanlık" olarak da adlandırılan ve biyolojik kaynaklarla yasal
olmayan yollardan erişim ve bunların kullanımını içeren "biyolojik
korsanlık" da çözüm bekleyen bir başka sorun. "Bern Bildirisi" adlı
İsviçreli sivil toplum kuruluşundan Francois Meienberg, konunun önemine şu
sözlerle vurgu yaptı: "Gerek bizim ulusal çapta dile getirdiğimiz gerekse
burada küresel anlamda talep edilen en önemli konuların başında 'biyokorsanlıkla'
mücadele geliyor. Nitekim bu konu Dünya Ticaret Örgütü çatısı altındaki
görüşmelerde de ele alınıyor. Bunun anlamı şu: Kullandığım biyolojik
kaynakların sadece hangileri olduğunu ve nereden elde ettiğimi açıklamam
yetmiyor. Aynı zamanda bu kaynaklara legal yollardan ulaştığımı da
kanıtlayabilmem gerekiyor."
Gabriel'e göre tepkiler anlamsız
Bonn'daki BM Biyolojik Çeşitlilik Konferansı'na sivil toplum kuruluşlarından
gelen tepkilere anlam veremediğini belirten Federal Almanya Çevre Baknı
Sigmar Gabriel ise son yıllarda doğal hayatın korunması konusunda elde
edilen kazanımların görmezden gelinemeyeceğini kaydetti. "Çevreci kuruluşlar
kendilerine şu soruyu sormalı: Yapılan tüm iyi işleri olumsuz gibi göstermek
ne kadar doğru? Son 16 yılda ne kadar mesafe katedildi?" diyen Gabriel, "16
yıl önce somut bir sözleşme metni oluşturup imzalayabilme yetkimiz dahi
yoktu. Doğal hayatın korunmasına dair alınacak önlemleri içeren bir katalog
ve yol haritası da mevcut değildi. Oysa önceki geceden buyana tüm bunlara
sahibiz artık. Konvensiyonda da belirtildiği üzere 2010 yılında tüm
tarafların kabul edebilecekleri ortak bir mutabakata ulaşacağımız konusunda
da hiçbir şüphemiz yok" şeklinde konuştu.
Kaynak : http://www.dw-world.de/ |