|
Kaz Dağları'nda Truva hikâyeleri dinlemek,
Adatepe Köyü'ndeki taş evlerde kalmak veya Assos'taki Athena Tapınağı'nı
gezmek... Bu haftasonu şehir hayatından uzaklaşıp tarihi bir geziye
çıkabilirsiniz..
15 milyondan fazla insanın yaşadığı bir şehirde kendinize zaman
ayıramamaktan mı şikâyetçisiniz? Trafikte geçirdiğiniz saatler artık sizi
çileden mi çıkarıyor? Öyleyse bu hislerden arınma vakti gelmiş demektir.
Bunun için önerimiz, Kaz Dağları'nda sevdiklerinizle beraber kısa da olsa
zaman geçirmek. Bunun için bir hafta sonu bile yeterli.

YENİDEN DOĞMUŞ GİBİ
Feribotla Marmara Denizi'ni geçtikten sonra alt tarafı 45 dakika sonra
'şişman sevindiren' Susurluk'u ihmal etmezseniz, geziye keyifli bir
başlangıç yapabilirsiniz. Susurluk'tan çıktıktan iki üç saat sonra, keyifli
bir yoldan geçerek Kaz Dağları'nın eteklerine varacaksınız. Şimdiden
söyleyelim, burada ertesi sabah uyandığınızda, dünyaya yeniden geldiğinizi
hissedeceksiniz! İşte o sırada, gece geldiğinizde göremediğiniz Adramytteion
(Edremit) Körfezi'nin muhteşem manzarasıyla balkonda kahvaltı yaparken
tanışabilirsiniz. İnsanlık tarihinin bilinen en eski yazılı hikâyelerinden
birine ev sahipliği yapmış bu toprakları, biraz da mitoloji bilgisiyle
donatılmış biriyle gezmenizi tavsiye ederiz. Böyle bir imkân bulamazsanız,
Troya'nın öyküsünü içeren kitaplar da size yardımcı olacaktır. Bizzat
yörenin ön plana çıkmasında önemli katkıları olan İskender Azatoğlu'nun biri
yöre için gezi rehberi, diğeri Truva'nın öyküsünü yeniden yorumlayarak
anlatan kitabını, yöredeki İdaköy Çiftlik Evi'nden de edinebilirsiniz.
Ayrıca yöreye has el dokuması halı ve kilimleri satan dükkânlar, kır
kahveleri ve 'free shop'larda bile bulunmayan fiyatlarıyla pazarı gezmeyi
unutmayın. 10 yıllık savaşı sonuçlandırmadan önce Zeus'un koynuna ilişip onu
uyuya bırakan Hera'nın, kocasını bulacağını bildiği meşhur körfez seyirliği
burası ve aynı zamanda vaktiyle Truva eşrafının onun adına adaklar sunduğu
yer. Siz de kendinize burada şarap sunarak tarihi gerçeklerlerle mesafenizi
kısaltabilirsiniz. Ancak geziyi burada bitirmek haksızlık olur. Az ilerdeki
Adatepe Köyü'ne devam ederseniz, bu köyün taş evlerle örülü görüntüsünün
altında "Ben vaktiyle bir Rum köyüydüm," fısıltısını duyabilirsiniz. Evlerin
çatılarına bakınca göreceğiniz Grek harfleri de, eskiden burada yaşayan ama
hâlâ bize uzak olmayan insanların hikâyesini anlatmaya yeter. Hazır
Adatepe'ye gelmişken, köyün biraz yukarılarında bulunan zeytinyağı müzesinde
satılan farklı ve butik zeytinyağlarını es geçmeyin. 'Zeytin sütü' adını
verilen ve vitamin açısından sıradan zeytinyağlarına fark atan bu zeytinyağı
ile yapılan profiterol çok lezzetli. Adatepe'yi arkanızda bırakarak, son
zamanlarda ardı ardına açılan butik pansiyonların ve restoranların yer
aldığı, Kaz Dağları'nın ortasındaki bir diğer köy olan Yeşilyurt'a
uzanabilirsiniz. Ege'ye özgü o meşhur ot yemeklerini tadabileceğiniz bir
coğrafya burası.
ARİSTO'NUN SINIFI
Bir sonraki durak ise Assos (Behramkale) olabilir. Her ne kadar anıldığında
akla sahili ve otelleri gelse de, aslen sahilden biraz içeride, tarihçesi
M.Ö. 700'lü yıllara uzanan eski bir yerleşim burası. Kısa tarih
bilgilendirmemize, Midilli'deki yerleşimin Assos'takinden 700 yıl daha eski
olduğunu ve efsanevi Troia savaşının yine Assos'un kurulmasından 500 yıl
kadar önce olduğunu ekleyelim. Assos'un en bilinen yönlerinden biri,
Aristotales'in burada bir dönem ders vermiş olması. Hatta eşini de buradan
seçmiş. Assos'un en keyifli yeri, Athena Tapınağı. Hikâyesi M.Ö. 530'lu
yıllara dayanan ve Aristo'nun da ders verdiği bu tapınağın muhteşem bir
manzarası var. Eh, tarihe, körfeze ve oksijene bu kadar gömülmüş bir
şehirlinin, akşam olduğunda rakıbalık ikilisinden uzak kalması düşünülemez.
Ancak rakınız, ev yapımı 'incir rakısı' olmalı. İkinci gün, artık
ciğerlerinize çekmeye alıştığınız oksijenle biraz daha haşır neşir olmak
için trekking, kaçmaz bir fırsat. Yörede, farklı mesafe ve zorlukta muhtelif
parkurlar var. Bu parkurların tamamının, bol oksijenin yanı sıra, engin bir
yeşillik ve sürpriz dereler vaat ettiğini söyleyebiliriz. Bünyeniz, düzenli
spora alışık değilse, sizin için en uygunu, Hasanboğuldu parkuru. 'Her şey
dahil' sisteminden uzakta olabileceğiniz ama her şeyi dahil edebileceğiniz
bir gezi istiyorsanız, yılın her mevsimi Kaz Dağları cazip bir seçenek.
Kaynak : http://www.sabah.com.tr/ |