ANASAYFA

FOTOLAR FORUM SINAVLAR İLETİŞİM
Yepyeni tasarımıyla E-COĞRAFYA karşınızda...

 

MEKANIN YENİDEN İNŞASI

 

 Yrd. Doç. Dr. Cercis İKİEL

 

 

 

Tarihsel süreç içerisinde insanın, var olduğu mekanı (coğrafi çevre) kültürel kapasitesine göre ve sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla değiştirmiş ve düzenlemiş olduğu görülür. İnsanın bu değiştirerek düzenleme faaliyeti için çeşitli örgüt yapıları oluşturması, kaçınılmaz olarak diğerlerine karşı hakimiyet mücadelesini de ortaya çıkarmakta güç dengesine bağlı olarak mekanın organize edildiği görülmektedir. Tarih sahnesinde yer alan coğrafi keşifler ve endüstri devrimi sonrasında görülen bilimsel - teknolojik gelişmeler, insana varolduğu mekanda diğer yerlere de erişebilirlik imkanları sağladığı gibi aynı zamanda değişimi gerçekleştirmek isteyenlerin de mekanı kendi ihtiyaçlarına göre düzenleme ve organize etme eylemini zorunlu hale getirmiştir. Nitekim 20. yüzyıl sonlarında soğuk savaş döneminin sona ermesi ile mekan organizasyonunda ortaya çıkan değişimler, yeni bir düzenleme yapılmasının gerekçesi haline gelmiş öncelikle bu yönde teorik tartışmalar başlamıştır. Öne sürülen teori ve tartışmalarının batı, özellikle ABD kaynaklı olması bu düzenlemeye ihtiyaç duyanların kimliğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Böylece mekan ve üzerinde ikame eden insanlık bir kez daha hakim güç veya güçler tarafından düzenlenme eylemi ile de karşılaşacaktır. Nitekim tarihte değişik güç merkezleri tarafından düzenlenmek istenen mekanda yaşayan ve ona kimlik kazandıranların ne düşündükleri, ne yapmak istedikleri dikkate alınmayarak bu eyleme girişilmiş olduğunu görüyoruz. Girişilen bu eylem bir küresel stratejik oyun olarak görülmekte ve rol dağıtımı yapılmaktadır. Günümüz Amerika örneğinden hareketle: "dağıtılan roller esas oyuncunun yanındakiler ve karşısındakiler haline gelmekte, rolünü beğenmeyenler çeşitli unsurlar kullanılarak bir seçime zorlanmakta veya oyundan çıkarılmak istenmektedir" genellemesi yapılabilir. Günümüz Ortadoğu coğrafyası hakim gücün ve yanındakilerin kendi ihtiyaçları veya bekaları için giriştikleri küresel oyunun sahne alanıdır. Ancak bu sahne 19. yüzyılda Avrupalı güçler tarafından düzenlenmiş ve henüz kendi dengelerini bulamamışken 21. yüzyılda bir kez daha yeni bir güç tarafından (ABD) yeniden düzenlenmeye çalışılmaktadır. Bu düzenleme nasıl ifade edilirse edilsin bilinen o ki ABD küresel üstünlüğünü günümüzde ve yarında da devam ettirmek amacıyla böyle bir düzenleme yapmak düşüncesindedir. Bu yüzden diğerlerinin ve bölge toplumlarının ne düşündükleri nasıl yaşamak istedikleri, dikkate alınmamakta ve yeni bir rol dağıtımı yapılmaya çalışılmaktadır. Görülen o ki, mevcut Irak yapılanması senaryodan çıkarılmak istenmekte ve onun rolü birden fazla elemana dağıtılmak istenmektedir. Oyunun ilginç yönü ise, hem geçmişte hem de günümüzde bu eylemi tetikleyen ve gerçekleştiren asıl gücün Batı oluşudur. Dolayısıyla, bölge kendi dengelerini oluşturamamakta, güven ortamı bir hayale dönüştürülmektedir. Öte yandan, bu duruma daha geniş bir perspektiften bakıldığında, aslında yeni dünya gücünün her ne kadar yanında stratejik ortağı (İngiltere) bulunsa da, daha önce kendisini keşfedip düzenleyen eski dünyayı organize etme eylemine giriştiği görülmektedir. Dolayısıyla, Avrasya bu yeni küresel oyunun rol dağıtımına oldukça isteksiz bir zoraki katılım sergilemekte ve karşı çıkmaktadır. Çünkü, bu yeni oyuncu da kendisini, eskisi gibi, sömürgeci amaçlarını, hedeflerini; özgürlük, demokrasi, barış, sosyal refah, dostluk, yardımlaşma, hümanizm vb. kavramlar zırhına büründürmeye çalışmakta ancak kendinden öncekiler kadar başarılı olamayıp yer yer bütün bilimsel ve teknolojik üstünlüğüne rağmen amatörce yaklaşım ve tavırlar sergilemektedir. Nitekim, girişilen bu küresel stratejik oyunda medya imkanları stratejik bir araç olarak değerlendirilmekte ve bu anlayış doğrultusunda kullanılmaktadır. Bu araçla kamuoyu etkilenmeye ve yönlendirmeye çalışılırken sergilenen eylemin olumsuz özellikleri gizlenmeye çalışılıp, gizlenemediği yerde de sevimli ve sempatik gösterilmek istendiğine şahit olmaktayız. Ancak işin enteresan tarafı, hakim güçlerin bu alanda küresel hakimiyetleri olmadığı gibi, iletişimi kontrol etmekte de zorlanmış olmalarıdır. İletişim teknolojisi ve ona dayalı medyayı kontrol etmekteki acziyetleri tasfiye edilmek istenenlerin daha etkili bir şekilde kullandıklarına ve dünya kamuoyunu etkiledikleri, tanık olunmaktadır. Bu durum, yerel güçlerin küresel oyunculara karşı mücadelelerinde tıpkı Irak örneğinde olduğu gibi, avantaja dönüşmektedir. Bu dönüşüm, yeni dünya gücünü ve bu role aday olanları aynı zamanda yerel ve bölgesel itiraz sahiplerini, iletişim kavramı ve imkanları üzerinde hummalı bir çalışmaya iteceğini de düşündürmektedir. Çünkü savaş meydanındaki bombardıman bu alanın dışındakiler için bilgi bombardımanına dönüşmekte ve yaşadıkları her an zihinleri yeniden yapılanmaktadır. Zihinlerdeki bu yeniden inşanın ise davranışlara yansıması kaçınılmaz bir hale gelmektedir. Hali hazırdaki durum sebebi ne olursa olsun savaşın küresel anlamda tasvip görmediğidir ki bu durum, insanlık adına sevindirici olandır.

 

Nisan-Mayıs 2003  EDİTÖR Kitap Kültür ve Düşünce Dergisi Sayı 9-10 ISSN 1303-5207

 

2001 - 2007 E-COĞRAFYA © Mehmet ZOR - Tüm Hakları Saklıdır.