|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
KIRIM’DA NÜFUS VE YERLEŞMEYE GENEL BİR BAKIŞ (16-19. YÜZYIL)
Yücel ÖZTÜRK, Cercis İKİEL
Sakarya Üniversitesi, Fen- Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Adapazarı Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Coğrafya Bl. Adapazarı
E-posta: yucelozturk76@hotmail.com E-posta: cikiel@sakarya.edu.tr
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Coğrafi konum ve özellikleri
Karadeniz’in kuzeyinde 29° - 36° doğu meridyenleri ile 44° – 46° kuzey paralelleri arasında yer alan Kırım; kuzeyde Orkapı berzahı ile anakaraya bağlanan, doğudan Azak Denizi, güney ve batıdan ise Karadeniz ile çevrelenen bir yarımada (Şekil 1) olup tarih boyunca Karadeniz’in egemenliği ve sosyo-ekonomik yapısı bakımından önemini muhafaza etmiştir.
26 140 km² yüzölçümüne sahip olan Kırım yarımadası, kuzeyinde az eğimli bir ova bölümü ile güneyde oldukça dar bir şerit halinde uzayan dağlık alanlar ve kıyıdan oluşan iki ana coğrafi birime ayrılır.
Ova bölümü yarımadanın ¾’ünü kaplar ve oldukça düz, hafif dalgalı bir yüzeye sahiptir. Kaynaklarını güneydeki dağlık araziden alan akarsular, fazla derin olmayan vadiler meydana getirmiştir. Kuzey sektörlü rüzgarlara açık olan bu bölümde karasal iklim özellikleri görülür. Oldukça sert geçen kış mevsiminde sık sık kar fırtınaları meydana gelir, Azak denizinin zaman zaman donması da soğutucu etki yapar. Yaz mevsimi ise sıcak ve kurak geçer. Yıllık ortalama yağış 300 mm. civarındadır. Doğal bitki örtüsü step olan ova bölümü bahar mevsiminde yeşil bir görünüm kazansa da bu görünümün ömrü kısa olur. Vadi boylarında sebze meyve, diğer yerlerde ise tahıl ziraatı yapılır. Kestane renkli topraklarla kaplı ova bölümü Kırım’ın tahıl ambarı olmuştur. Ancak yoğun tahıl ziraatı nedeniyle kestane renkli topraklar kara toprağa dönüşmeye başlamıştır (1).
Dağlık bölüm, yarımadanın güneybatı köşesinden Kerç’e kadar yaklaşık 155 km. boyunca uzanır ve yer yer 1500 m. yi geçen yükseltiler (Romankoş: 1533, Demirkapı: 1540, Zeytunkoş: 1543 m. dir) bulunur (2) . Üç sıra halinde uzayan dağların arasında oldukça aşınmış vadiler ve üst kesimlerinde yayla olarak adlandırılan düzlükler yer alır. Bu dağlık arazide kalkerin yaygın oluşu ise başta mağaralar olmak üzere çeşitli karstik yer şekillerinin gelişmesini sağlamıştır. Kuzey yönlü rüzgarları engelleyen dağlık arazi kıyı kesiminde daha ılıman bir iklim görülmesine sebeb olur. Kıyı kesimine 350 mm. civarında yağış düşerken dağlık alanlarda yıllık yağış tutarı 500 mm. nin üzerine çıkar. Dağların yamaçlarında ağaçlı step, yüksek kesimlerinde ise ormanlar görülür (3).
Güney kıyıları 2-8 km. genişliğinde olup kuzeyden bir duvar gibi yükselen dağlar ile ayrılır ve denizciliğe elverişli birçok koy ihtiva eder. Dağlık arazi, kıyı yöresini soğuk hava kütlelerinden korur ve Akdeniz iklimine benzer daha sıcak iklim koşullarının görülmesine sebep olur. Sahil şeridinde çeşitli meyve türleri ve tütün yetiştirilir. Bitki örtüsü Doğu Avrupa’dan tamamı ile farklıdır (4).
Yerleşmenin tarihçesi ve nüfus
Kırım Yarımadası’nın bilinen ilk hakimleri İskitlerdir (M.Ö. XIII. asır). İskitlerin bir kolu olan Taurlara izafeten yarımada Tavrida adını almıştır. İskitlerden sonra Yunan kolonicilerinden Milet (M.Ö. VI. asır) zamanında Kırım’ın sahil şeridinde Rum yerleşmesi vuku bulmuştur. M.Ö. I. Asırda başlayan Roma hakimiyeti sırasında Alan ve Got kavimleri de yerleşmiştir. Osmanlı tahrirlerinden anlaşıldığı kadarıyla yine Roma ve Bizans zamanlarında yarımadaya Rumlara yakın düzeyde Ermeni nüfusu yerleşmiştir. Yahudiler nüfus kategorisinde üçüncü durumda idi. Osmanlı tahrirlerine Yahudi olarak yansıyan nüfusun bir kısmımın Karay Türkleri olduğu da tespit edilmiştir. Miladi IV. asırdan itibaren Asya’dan Avrupa istikametine yapılan yayılmanın geçiş noktasını teşkil eden Kuzey Karadeniz, bu asırdan itibaren Türk nüfusu ile tanışmıştır (5). Kuzey Karadeniz, Avrupa Hunları, Sabarlar, Avarlar, Hazarlar, Peçenekler, Bulgarlar ve Kıpçaklar vasıtası ile Türkleşmiştir (6). Kuzey Karadeniz’de en kalıcı tesir gösteren Türk unsuru Kıpçaklardır (7). Kıpçakların Kalka Muharebesinde (1239) Altınorda’ya yenilmesi ile Moğol hakimiyeti başladı. Cuci’nin emrine verilen 4000 civarında kuvvet, Kiyat(Kyiat), Kangıt(Kynkyt) ve Sayut(Sayjut) lardan mürekkepti. Mangıtlar da mevcut idi. Bunlar asli Moğol unsurlardan ayrı tutuluyordu. Mangıtlar, Nogay zamanından beri ayrı bir ünite olarak örgütlendirildiler. Volga batısındaki Altınorda’nın sosyal bünyesi, yukarıda belirtilen az sayıda Moğol unsuru tarafından müteşekkil olamazdı. Burada yaşayan Kuman (Kıpçak) lar, Kuzey Karadeniz’in en büyük nüfus potansiyelini teşkil etmekte olup, bunlara Hazar, Peçenek ve Bulgarların bakiyeleri ile Başkırtlar da dahil idi. Altınorda, nüfusun kahir ekseriyetini teşkil eden bu Türk nüfusu tarafından etnik, sosyal ve kültürel unsurlarıyla beraber Türkleşmiştir.14 ve 15. yüzyıllarda artık devletin resmi dili de Çağatay Türkçesi idi. Kırım’ın Rum, Ermeni ve Yahudilerden mürekkep nüfusu yalı kesiminde bulunan şehir ve kasabalarda meskûn idi (8). Altınorda döneminde Yayla Dağlarının kuzey kesiminde yer alan ve Türk hayat tarzına son derece müsait olan bozkır kesiminin Türk yerleşimine sahne olduğuna şüphe yoktur (9). Burada, Altınorda öncesi dönemlerde yaşadığı ifade edilen Türk boylarından Bulgarların yerleşik kültürü yansıtan izler bıraktığı da son yapılan arkeolojik kazılarca ispat edilmiştir (10). Yerleşik hayata geçmiş bu Türk boylarının Roma ve Bizans zamanlarında yoğunlaşan Rum ve Ermeni iskânı sırasında burada barınamayarak daha batıya göç ettikleri ve burada da yerleşik kültürü sürdürdükleri anlaşılıyor (11).
Altınorda zamanında Kefe’de yerleşme izni alan Cenevizliler, burayı İstanbul’dan Hazar ötesine kadar uzanan ticaretlerinin merkezi haline getirdiler. Karadeniz kolonilerinin merkezi olan Kefe, merkez Cenova tarafından atanan podesta tarafından yönetiliyordu. Ceneviz, Altınorda’nın zayıfladığı dönemde, hakimiyetini bütün Kırım sahillerine yaymaya çalışıyordu (12). Hedefi, Kefe’nin batısından Akyar’a kadar uzanan sahil kesimindeki Rum, Ermeni ve Yahudi nüfusunun iktisadi potansiyelini koloni ağına dahil etmekti. Ceneviz hakimiyetinin yayıldığı devrede kurulan Kırım Hanlığı (1428), Kırım’ın kaderinde büyük tesir gösterdi. Kırım Hanlığı’nın kurucusu Hacı Giray, Ceneviz’e karşı verdiği mücadelede büyük başarılar kazandı (1434). Kırım Hanlığı’nın dayandığı nüfus, şüphesiz, daha Altınorda zamanında kuzey bozkırlarında yerleşmiş bulunan Kıpçaklardan müteşekkildi.
Kırım bozkırlarına Altınorda zamanından itibaren çok miktarda Tatar kabilesinin iskân edildiği bilinmektedir (13). Kırım Hanlığı’nın kurucusu Hacı Giray ve ondan önce amcası Devlet Berdi’nin burada tutunabilmelerinin bu nüfus sayesinde olduğu anlaşılıyor. Diğer yandan, Ceneviz gibi güçlü bir rakibe karşı mücadele etmek için daha fazla kabile gücünün Kırım’a çekilmesi gerekmekte idi. Bu, halâ en önemli rakip olan Altınorda’ya karşı mücadele için de gerekli idi. Bu şekilde Altınorda zayıflayacak, Kırım Hanlığı ise güçlenecekti. Hacı Giray’ın Kırım’a çekmeyi başardığı Hanlığın esas gücünü teşkil eden kabileler, Şirin, Barın, Argın ve Kıpçaklar idi. Bunlara Karaçi beyleri deniliyordu. Bunlar içinde en güçlüsü Şirinler idi (14). Hacı Giray I., mümkün olduğu kadar fazla kabile gücünü Kırım’a çekmek suretiyle gücünü artırmaya çalışmıştı (15).
Ceneviz – Kırım mücadelelerinin seyrinden merkezin Solhat (Eski Kırım) olduğu anlaşılıyor zira Hacı Giray, Cenevizlilere karşı ilk mücadelesini Solhat merkezinden yürütmüştü. Şirinlerin ilk merkezi de Eski Kırım idi (16). İlk merkezin Bağçesaray olması imkânsızdır; zira, hanlık, Şirinlerle organik bütünlük içinde ortaya çıkmıştır. Kurucu kabile ile hanlığın bu kadar uzak bir mesafede bulunması söz konusu olamaz. Abdülgaffar Kırımî de hanlığın ilk merkezinin Eski Kırım olduğu görüşündedir (17). Merkez sonradan Bağçesaray olmuş,(18) bundan dolayı Solhat, “Eski Kırım” olarak adlandırılmıştır. Hanlığın klasik çağını idrak ettiği dönemlerde hanların makarr-ı saltanatı Bağçesaray, Kalgay’ın Akmescit, Nureddin’in ise Kaçı karyesi yakınında ki saray idi (19).
Kırım Hanlığının 1466’dan itibaren taht kavgalarıyla zayıflaması ve Ceneviz üstünlüğünün Kırım’a tahakküm noktasına ulaşması sonucunda yerel Kırım Beyleri Fatih Sultan Mehmet’e müracaat ederek Kırımı fethetmek üzere davet ettiler. Bunun üzerine 1475’te gönderilen bir donanma ile Ceneviz hakimiyetine son verildi. Böylece Kırım Hanlığı yarımadanın step alanında Osmanlı’ya tabi bir hanlık statüsüne girmiş, eskiden Cenevize ait bütün sahil şeridi ise Osmanlı hakimiyetinde kalmıştır (20).
Osmanlıya tabi bir hanlık statüsünde bulunan Kırım’ın sahil şeridi ile ilgili nüfus bilgileri 1520 ve 1542 tarihli tahrir defterlerine göre tablo 1'de toplu olarak gösterilmiştir. Kefe ve Kefe’ye bağlı şehirlerin nüfusları ile ilgili değerler incelendiğinde, 1520’de toplam nüfusun 37960 olduğu ve bunun %63’ünün şehir % 37’sinin ise kır nüfusundan oluştuğu görülür. Nüfus büyüklükleri bakımından Kefe önde gelmekte ve onu sırasıyla İnkirman, Soğdak, Menkub, Azak, Balıklağo, Kerş ve Taman izlemektedir. Şehir nüfusu bakımından yine Kefe (% 68) önde gelmektedir. Toplam şehir nüfusunun % 66’sı gayri müslim, % 34’ü ise Müslümanlardan meydana gelmektedir.
Kır nüfusu açısından birinci sırada İnkirman gelmekte onu Soğdak ile Menkub izlemekte olup gayri müslim nüfus çoğunluğu teşkil etmektedir.
1542’de toplam nüfus (%3) artarak 39203’e çıkmış olup yine Kefe önde gelmekte ve onu sırası ile Soğdak, İnkirman, Menkub, Azak, Balıklağo, Kerş ve Taman izlemektedir. 1520 yılına göre Kefe’nin nüfusu hemen hemen aynı kalırken İnkirman ve Soğdak’ta azalma, diğerlerinde ise artış görülür. Toplam nüfusun % 64’ü gayri müslim, %36’sı ise müslümanlardan oluşmakta, bu bakımdan 1520 değerlerine benzerlik göstermektedir. Toplam şehir nüfusu içerisinde yine Kefe başta gelmekte (%64) onu Azak, Soğdak, İnkirman ve diğerleri izlemektedir. Kır nüfusu bakımından yine İnkirman başta gelmekte, onu Menkub ve diğerleri takip etmektedir.
Tablo 1 : Kefe ve Kefe’ye bağlı şehirlerin nüfus değerleri (21).
Osmanlı tahrir defterlerindeki bu bilgiler, Kırım yarımadasının güneyindeki sahil şeridini ve kısmen dağlık alanı kapsamaktaydı. Tahrir defterlerinde yer almayan Kırım Hanlığına bağlı dağlık alanın kuzeyindeki stepler ile kaplı ova bölümü ve şehirlerin tamamına yakını Türk nüfusundan oluşmakta idi (22). “Toman’a göre Mengli Giray Han (II) - (1724- 1730 , 1737-1738) Kırımda olan köylerin sayılmasını emretmiş ve 1740’da 48 kadılıkta 1399 köy hesap olunmuş, iş bununla tamam olmuştu (23).” 18. asırda Kırım’ın müdafaası için 100 000 asker toplanmış olması ise Kırım’ın nüfusunun 1,5 milyona yakın olduğunu göstermektedir (24).
19. Asır başlarındaki nüfus kompozisyonu ise tablo 2’de görüldüğü gibidir. Tablo 2 incelendiğinde Kırım Yarımadası’nda 1382 yerleşme ve bu yerleşmelere ait toplam 29922 hane bulunmaktadır. Bu yerleşmeler harita üzerinde kaydedilmiş hane sayılarına göre sınıflandırılmış olup hane sayısı 1-20 arasında olanlar (821) önde gelmekte olup onları sırası ile 21- 40 (296) ve diğerleri izlemektedir. Hane sayısı 101 ve üzerinde olan toplam 8 yerleşme bulunmaktadır. Bunlardan 3 yerleşmenin (B. Özenbaş:160, Yeni Pazar: 268, Akmescid: 468) hane sayısı 101-500 arasında, 2 yerleşmenin (Gözleve: 911, Kefe: 728 ) hane sayısı 501 – 1000 arasında, 3 yerleşmenin (Karasu Pazar: 1431, Bahçe Saray: 1622, Akyar: 1750) de hane sayısı 1001 den fazladır. Ayrıca 183 yerleşme ise harabe olarak kaydedilmiştir.
Hane sayılarından faydalanarak yerleşmelerin nüfusları da hesaplanmaya çalışılmış olup bu konuda Sn. İsmail OTAR’ın tavsiyesine uyularak hane nüfusu 6 kişi kabul edilmiştir. Yapılan bu değerlendirmeye göre Kırım’da toplam nüfus yaklaşık 180.000 kişiyi bulmaktadır. Toplam nüfusun % 60.3’ü hane sayısı 1-40 arasında olan yerleşmelerde bulunmakta olup kırsal nüfusun baskın durumda olduğunu göstermektedir. Yine toplam nüfusun %24.6’sı ise 101 ve daha fazla hane sayısına sahip yerleşmelerde bulunmaktadır.
Tablo2: Kırım Yarımadası’nda bulunan yerleşmelerin hane sayısı ve tahmini nüfusları (25)
Yerleşme sayısı yukarıda bahsedilen Mengli Giray’ın yaptırdığı sayımda elde edilen değerlere uygunluk göstermekte ancak nüfus değerlerinin oldukça düşük olması ve harabe olarak kaydedilen yerleşmelerin (183) bulunması, savaşlar ve baskı sonucunda insanların göç ettiğini veya Rusların işgalinden sonra soykırıma uğradıklarını göstermektedir. Yine bu haritada kayıtlı yer adlarının karakol, posta merkezleri vb. hariç tamamına yakının Türkçe olduğu görülmektedir.
Kırım Türklerinin, Rus kolonileştirmesinin daha yarım yüzyıllık geçmişe sahip olduğu 1854’de, toplam nüfus içerisindeki oranları %60’a düşmüş, 1905’e gelindiğinde ise kendi topraklarında azınlık durumuna getirilmişlerdi (26).
Bu çalışmayı gerçekleştirirken ilgi ve yardımını gördüğümüz Sn. İ. OTAR’a teşekkür ederiz. (1) Gözaydın, E.F. 1948. Kırım Türklerinin Yerleşme ve Göçmeleri, shf:: 9-10, İstanbul (2) Gözaydın, E.F. 1948. a.g.e. (3) Özey, R. 1999. Dünya Platformunda Türk Dünyası, shf: 285-287, Aktif Yayınevi, İstanbul (4) Gözaydın, E.F. 1948. a.g.e shf:16 (5) Sabit, B. 1934, Kırım’ın Osmanlı İmparatorluğu’na Eklenmesi Meselesi, shf: 2, , İstanbul (6) Çandarlıoğlu, G. age shf:10 (7) A. Yu. Yakubovskiy, Altınordu ve Çöküşü (Terc. Hasan Eren), Ankara 1976, s. IX. (8) G. Vernadsky, Aynı eser, III, shf: 208 (9) 1350’lerde Altınorda’da başgösteren taht kavgaları sırasında Kırım rakip beylerin sığındığı bir üs konumunda idi (Bkz. H. İnalcık, “Kırım” Mad. İA, VI, shf: 746. (10) http:://members.tripod.com./groznijat/p-bulgar/ (11) http:://members.tripod.com./groznijat/p-bulgar/ (12) Şerafettin, T.2000. Türkiye İtalya İlişkileri I, shf: 67. Ankara, (13) Bkz. Seyyid Mehmed Rıza, Esseb’ü’s – seyyâr fî Ahbâr – ı Mülûk’t – Tâtâr, Süleymaniye , No. 1016, v. 35. a. (14) Karaçi beyleri, hakkında bkz. Muzaffer Ürekli, Kırım Hanlığının Kuruluşu ve Osmanlı Himayesinde Yükselişi, Ankara 1989, s. 77. Kırım kabile aristokrasisi hakkında ayrıca bkz.. H. İnalcık, “Han ve Kabile Aristokrasisi: I. Sahib Giray döneminde Kırım Hanlığı”, Emel (Özel), Sayı: 135, (İstanbul 1983), s. 51 – 73 ; Beatrice Forbes Manz, “The Clans of the Crimean Khanate”, Harvard Ukrainian Studies, II / 3 (Cambridge 1978), shf: 282 – 309. (15) A. Nimet Kurat, Türk Kavim ve Devletleri..., shf: 208; Yarımada’ya 14. yüzyılda Kırım denilmesinin (Bkz. V. E. Potekhin, D. V. Potekhin, Aynı eser, shf: 62) sebebi, Türk nüfusunun burada kesafet kazanması idi. (16) Bkz., V. E. Sroeckovsky, Muhammed Geray Han ve Vasalları (Çev. Kemal Ortaylı), Ankara 1978, shf: 12) (17) Bkz. Umdet’üt – tevârih, s. 99. (18) Bağçesaray’ın 1501’de kurulduğu hakkında bkz. Gülbün – i Hânân, Nâşirin notu, s. 16. (19) Bkz. Hazerfen Hüseyin Efendi, Telhîsü’l beyân fî Kavanîn – i Âl – i Osmân (Aslı Bibliotheque Nationale de Paris Ancien Fonds Turcs no. 40’da ki nüshanın İstanbul Başbakanlık Arşivi Kütüphanesi 220 no.’da kayıtlı sureti, v. 105. a vd. (20) Öztürk, Y. 2000. Osmanlı Hakimiyetinde Kefe, Kültür Bak. Yay. No: 2389, shf: 26- 36, Ankara (21) Öztürk, Y. 2000. a.g.e., shf: 285 (22) Öztürk, Y. 2000. a.g.e., shf: 285-286 (23) Gözaydın, E.F. 1948. a.g.e. shf:28 (24) Gözaydın, E.F. 1948. a.g.e. shf:28 (25) Bu tabloda yer alan veriler İsmail OTAR kütüphanesinde bulunan ve 1820’li yılları yansıtan Rusça Haritanın (sözler: Frolov, gravür: Kalnakov) fotokopisinden faydalanarak hazırlanmıştır. (26) Ascherson, N. 2001, Karadeniz, T. İş Bank. Yay. No: 488, shf:47, İstanbul
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||