|
|
|
|
KARAPARANIN AKLANMASI İLE MÜCADELE
|
|
|
A. KAPARANIN AKLANMASI İLE MÜCADELENİN ULUSLARARASI BOYUTU
Ülkelerin karaparanın aklanmasına karşı yürüttükleri mücadeleleri, uluslararası kuruluşlar bünyesindeki çalışmalar ve uluslararası metinler şeklinde iki grupta toplayabiliriz:
1. Uluslararası Kuruluşlar: Karaparayla mücadele alanında uluslararası alanda en etkin kuruluş, 1989 yılında G-7 ülkeleri tarafından kurulan Mali Eylem Görev Gücü'dür (FATF-Financial Action Task Force). Üyeleri; OECD ülkelerinin tümü, AB ülkeleri, Körfez İşbirliği Konseyi, Hong Kong ve Singapur'dur. FATF, karaparanın aklanması ile ilgili olarak mali denetimin ve çok taraflı yardımların düzenlenmesini öngörür, yayınladığı 40 Tavsiye'ye üye ülkelerin uyup uymadığını denetler.
FATF'tan başka karaparanın aklanması ile mücadele görev alan uluslararası kuruluşlar; Birleşmiş Milletler, İnterpol, Karayipler Mali Eylem Görev Grubu ve Amerika Kıtası Devletleri Örgütü'dür.
2. Uluslararası Metinler: Uluslararası düzeyde karapara ile mücadele eden sözleşme ve diğer metinler şunlardır:
a. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin R(80)10 Sayılı Tavsiye Kararı: 1980 yılında alınan bu karar bağlayıcı değildir. Karaparanın aklanması ile ilgili ilk uluslararası girişim olması açısından önem taşıyan bu karar, suçtan elde edilen gelirlerin ülkelerarası transferi, ülkelerarası işbirliği ve özellikle bankacılık sisteminde kimlik tespiti, dolaşımdaki banknotlar gibi konularda düzenlemeler öngörmektedir.
b. Bankacılık Düzenlemeleri ve Gözetim Uygulamaları (BASLE) Komitesi İlkeler Bildirisi: Bankacılık sisteminin karaparanın aklanması amacıyla yasadışı kullanımının önlenmesi konusunda ilkeler bildirgesi olup, 1988'e kabul edilmiştir. Ancak getirilen kuralların bağlayıcılığı yoktur. Üye ülkeler yanında, içinde Türkiye'nin de olduğu ülkelere gönderilmiş ve bankaların bu sistemleri uygulamaları önerilmiştir.
c. Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi (Viyana Konvansiyonu): 1988 tarihinde kabul edilen Sözleşme, uyuşturucu suçlarından elde edilen gelirlerin, karapara sayılması ve bunun önlenmesine ilişkin düzenlemelerin yapılmasını öngörmektedir. Türkiye tarafından, 1988 yılında imzalanmış, ancak 1995 yılında onaylanmıştır. Taraf ülkelerin ulusal mevzuatlarında düzenlemeler yapmasını öngörmektedir.
d. Suç Kaynaklı Gelirlerin Aklanması, Aranması, Zaptedilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi (Strasbourg Konvansiyonu): 1990 tarihli sözleşme ile, bankaların sır tutma konusunda istisna getirmeleri, her türlü suçtan elde edilen gelirin karapara sayılması öngörülmüştür. Bu sözleşme Türkiye tarafından onaylanma aşamasındadır.
e. FATF 40 Tavsiyesi: 1991 yılında hazırlanan, 1996 yılında ise bazı değişikliklere uğrayan 40 Tavsiye ile, uyuşturucu suçu dışındaki suçlardan elde edilen gelirler de karapara kapsamına alınmış, şüpheli işlem bildirimleri zorunlu hale getirilmiş, yeni ödeme sistemlerine ve finans dışı sektörlere ilişkin önlemler alınmıştır. Bu tavsiye kararlarının uygulanması, FATF tarafından sürekli denetlenmektedir.
f. Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair Avrupa Topluluğu Konsey Direktifi: Avrupa Birliği'nin karapara ile mücadelesinin temelidir. Uyuşturucu dışında ağır suçlar da karaparaya kaynaklık eden suçlar kapsamına alınmış, işbirliği, kimlik tespiti ve şüpheli işlem bildirimi konularında üye ülkelerin mevzuatlarında değişiklik yapmaları öngörülmüştür. Avrupa Birliği ülkeleri için bağlayıcıdır.
g. Türkiye'nin taraf olduğu ikili güvenlik işbirliği anlaşmaları: Türkiye'nin güvenlik konusunda işbirliği amacıyla değişik ülkelerle imzaladığı ikili anlaşmalarda, karaparanın aklanmasının önlenmesi amacıyla işbirliği hükümleri bulunmaktadır.
B. TÜRKİYE'DE KARAPARANIN AKLANMASI İLE MÜCADELE
Türkiye, 1996 yılından önce, batılı ülkelerce karapara aklamanın kolay olduğu ülkeler arasında gösterilmekteydi. Walker yöntemiyle yapılan hesaplamada, Türkiye'de yıllık elde edilen karaparanın 36,4 ila 58,8 milyar $, aklanan miktarın ise 364 milyon ila 47 milyar $ tutarında olduğu tespit edilmektedir.
Türkiye, 1988 yılında imzaladığı ve 1995 yılında onayladığı Viyana Konvansiyonu'nun gereği olarak, 13.11.1996 tarih ve 4208 sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesi ile 2313 Sayılı Uyuşturucu Maddelerin Murakabesi Hakkında Kanunda, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda ve 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu çıkartmıştır.
Karaparanın aklanmasının önlenmesi yanında, kontrollü teslimat yöntemini ve uyuşturucu imalinde kullanılan kimyasalların kontrolünü de düzenleyen 4208 sayılı Kanunun, karaparanın aklanması ile mücadelede getirdiği düzenlemeler şöyle sıralanabilir:
a. Kanun ile karapara ve karaparanın aklanması tanımlanmıştır. Kanuna göre; gümrük, tekel, silah, mühimmat, organ, doku, tarihi eser, uyuşturucu madde kaçakçılıkları, vergi kaçakçılığı, devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar, sahtecilik, dolandırıcılık, fuhuş ve kişi hürriyeti aleyhine suçlardan elde edilen gelirler karapara sayılmaktadır. Elde edilen karaparanın elde edenlerce meşruiyet kazandırılması amacıyla değerlendirilmesi, bu yolla elde edildiği bilinen karaparanın başkalarınca iktisap edilmesi, bulundurulması, elde edenlerce veya başkaları tarafından kullanılması, kaynak veya niteliğinin veya zilyet ya da malikinin değiştirilmesi, gizlenmesi veya sınır ötesi harekete tabi tutulması veya bu hareketin gizlenmesi, yukarıda belirtilen suçların hukuki sonuçlarından failin kaçmasına yardım etmek amacıyla kaynağının veya yerinin değiştirilmesi veya transfer yoluyla aklanması veya karaparanın tespitini engellemeye yönelik fiiller ise karaparanın aklanmasıdır. Karaparanın aklanması suçunu işleyenler, iki yıldan beş yıla kadar hapis, karapara miktarı kadar para ve karaparanın tamamının müsaderesi cezaları ile cezalandırılmaktadır.
b. Ülke genelinde şüpheli bildirimleri incelemek, suç tespit ettiğinde Cumhuriyet Savcılıklarına başvurmak, karaparanın aklanması ile mücadelede uluslar arası işbirliğinde bulunmak ile görevli olarak Maliye Bakanı'na bağlı Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK) kurulmuştur. Bu birimin talebi üzerine gerekli karapara araştırmasını; Maliye Müfettişleri, Hesap Uzmanları, Bankalar Yeminli Murakıpları, Gelirler Kontrolörleri, Hazine Kontrolörleri ve Sermaye Piyasası Kurulu Uzmanları yerine getirmektedir.
Kurul tarafından hazırlanan, 4208 sayılı Kanunun uygulanmasını gösteren ve şüpheli işlem bildirimlerini düzenleyen yönetmelik de, 1997 yılında yürürlüğe girmiştir.
c. Karaparanın aklanmasının önlenmesine yönelik çalışmaları koordine etmek, uygulamaya ilişkin politikaları tespit etmek ve mevzuat düzenleme ve tekliflerini değerlendirmek üzere, Maliye Bakanlığı Müsteşarı'nın başkanlığında, ilgili üst düzey görevlilerden oluşan Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulu oluşturulmuştur.
d. Tüm mali kuruluşlar için bilgi ve belge verme yükümlülüğü getirilmiş, ayrıca araştırmalar sırasında edinilecek bilgilerin açıklanması yasağı getirilmiştir.
e. Karaparanın aklanması suçunun varlığını gösteren somut belirtilerin varlığı halinde, hakim tarafından şüpheli veya sanıkların malvarlıklarının dondurulabilmesine ilişkin bir düzenleme yapılmıştır. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, bu kararı, 24 saat içinde hakime onaylatmak kaydıyla Cumhuriyet Savcısı da verebilmektedir.
Bu düzenlemenin gerçekleştirilmesinden sonra, kayıtdışı ekonomi gerçeğine rağmen karapara ile mücadeleye hızla devam edilmektedir. Ancak karapara ile mücadelede başarı kayıt dışı ekonomi ile mücadelede başarıyla doğru orantılıdır.
C. TÜRKİYE'NİN KAPARANIN AKLANMASI İLE MÜCADELESİNDEKİ ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ
Suçtan elde edilen gelirlerin çeşitli şekillerde tasarrufu, öteden beri gerek Türkiye'de ve gerekse diğer ülke mevzuatlarında suç teşkil etmekte ve cezalandırılmaktadır. Ancak özellikle 80'li yıllardan itibaren organize suçluluğun artmasıyla birlikte, ülkeler başta uyuşturucu suçları olmak üzere diğer suçların da önlenmesi hususunda girişimlerde bulunmaya başlamışlardır. Bu girişimlerin ortak noktası, suç gelirlerine el koymak, yani suçluları suç gelirlerinden mahrum etmek suretiyle takip eden suçları işlemelerini önlemektir. Suç gelirlerine el koymanın şimdilik bulunabilmiş en kolay yolu, bu gelirlerin finansal sisteme girişi sırasında tespit edilmesi ve ele geçirilmesidir. Finansal sistemin; suç gelirlerini aklamada kullanılmasının önlenmesi, temiz kalması, bunun için de gerekli düzenlemelerin yapılması ve denetimi, bu noktada önem arz etmektedir.
Bu bağlamda, karapara aklama ile mücadelede atılan ilk uluslararası adım 27 Haziran 1980 tarihli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Tavsiye Kararıdır. Bağlayıcı niteliği bulunmayan bu kararda; üye ülkelerin bankacılık sistemlerinin almaları gereken tedbirler sıralanarak, bankaların karapara aklama ile mücadelede önleyici bir rol oynayabileceği vurgulanmıştır.
Bundan yaklaşık 8 yıl sonra 12 Aralık 1988'de, gelişmiş 12 ülkenin merkez bankası temsilcileri ve denetim otoritelerinden oluşan bir komite, İsviçre'nin Basle kentinde yaptığı toplantı sonucu, bir ilkeler bildirisi yayımlanmıştır. Bildiri ile müşteri kimliğinin tespiti, caydırıcı önlemlerin alınması ve ülkeler arası işbirliği kavramları, karapara aklama ile mücadele literatürüne girmeye başlamıştır.
Bundan kısa bir süre sonra, Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı 1988 Tarihli Birleşmiş Milletler Sözleşmesi, BM gözetiminde 20 Kasım 1990 tarihinde imzaya açılmıştır. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 89 ülke tarafından imzalanan bu sözleşmede; esas olarak uyuşturucu ve psikotrop madde kaçakçılığından elde edilen gelirlerin aklanması suç kabul edilmekte ve bu işlemlerin cezai yaptırımlara bağlanması öngörülmektedir. Tavsiye kararı, ilkeler bildirisi derken, ülkeler artık bu suçla mücadelede hukuki sorumluluk altına girmeye başlamışlardır.
Uluslararası girişimler sık aralıklarla birbirini takip etmeye başlamıştır. 1989 yılında G-7 ülkeleri tarafından, OECD bünyesinde, şu anda yine aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 26 ülke ve 2 uluslararası kuruluştan oluşan bir örgüt, Mali Eylem Görev Grubu kurulur. Amacı karapara aklanmasıyla mücadele ile ilgili politikalar geliştirmek ve bu mücadeleyi özendirmek olan bu örgüt, yayımladığı ve karapara aklama ile mücadelenin anayasası sayılan 40 tavsiye ile bu mücadelenin ana noktalarını belirlemiştir. Örgüt uluslararası alanda İngilizce ve Fransızca isimlerinin kısaltmaları olan FATF ve GAFI olarak bilinmektedir.
Sadece uyuşturucudan değil, her türlü suçtan elde edilen gelirin karapara sayıldığı Strasbourg Konvansiyonu 8 Kasım 1990 tarihinde imzaya açılmış, 1 Eylül 1993 tarihinde de yürürlüğe girmiştir.
10 Haziran 1991'de Avrupa Birliği, üye ülkeler için bağlayıcı olan bir direktif ortaya koymuştur. 91/308 EEC sayısı ile bilinen bu direktifte;
- Üye ülkelerin karaparanın aklanmasının yasaklanması yönünde düzenlemeler yapması, - Ülkelerarası işbirliği, - Risk taşıyan müşterilerin belirlenmesi, - 15.000 ECU ve üzeri işlemlerde kimlik tespiti zorunluluğu, - Finans kuruluşlarının şüpheli işlem bildirimine özel özen göstermeleri ve gerektiğinde işlemi yapmamaları, - Finansal kurumların iç kontrol ve denetim sistemlerini kurmaları, - Finansal kurumlarda çalışanların yetkililere iyi niyetle bilgi vermelerinin sır saklama, yükümlülüğünü ihlal anlamına gelmeyeceği gibi düzenlemeler öngörülmektedir.
Konsey Direktifinin karapara aklama literatürüne 4 önemli ilke kazandırmıştır ki, bunlar;
- Müşterini tanı, - Kimlik tespiti, - Kayıtların saklanması, - Şüpheli işlemlerdir.
Dünyada bu gelişmeler olurken henüz bir karapara aklama ile mücadele yasası olmayan Türkiye, Eylül 1991'de FATF'a üye olmuştur. Karapara aklama ile mücadele açısından bu üyelik Türkiye adına, ilk ve önemli bir adımdır.
Karapara aklamaya karşı yürütülen global savaşın başarısı için ülkelerin elde ettikleri mali istihbarat bilgilerinin paylaşımı oldukça önem arz etmektedir. 9 Haziran 1995 tarihinde, Brüksel'de Egmont Sarayında, 24 ülke ve 8 uluslararası örgütün bir araya gelmesiyle Egmont Grubu oluşturulmuştur.
Türkiye 1989 yılında imzaladığı "1988 Tarihli Uyuşturucu ve Psikotrop Maddelerin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesini", 22 Kasım 1995 tarihinde TBMM’de 4136 sayılı yasa ile onaylamıştır.
Bundan yaklaşık 1 yıl sonra, 4 Eylül 1996 tarihinde 96/8443 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile bankalara 1 milyar lirayı aşan işlemlerde kimlik tespiti zorunluluğu getirilir. Karapara aklama ile mücadele yasası henüz çıkmamıştır ve bu yasa öncesi bu karar da önemli bir adımdır.
19 Kasım 1996 tarihinin Resmi Gazetesinde "4208 Sayılı Karaparanın Aklanmasının Önlenmesine Dair ..."diye başlayan kanun yayımlanır. Toplam 21 maddeden oluşan ve karapara aklanmasının önlenmesi konusunda uygulanacak esasları belirlemek amacıyla çıkarılan bu kanun MASAK ve Mali Suçlarla Mücadele Koordinasyon Kurulunun oluşumunu da öngörmektedir.
Kanunun yayımlanarak yürürlüğe girmesinden üç ay sonra, 17 Şubat 1997 tarihinde MASAK fiili olarak çalışmalarına başlamıştır.
Bundan sonra sıra, yayımlanan kanunun işlerlik kazanmasını sağlayacak diğer düzenleyici işlemlerin yapılmasına gelmiştir. İlk olarak 2 Temmuz 1997 tarihinde 4208 sayılı kanunun uygulama yönetmeliği ile Koordinasyon Kurulu yönetmeliği yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Uygulama yönetmeliği ile yükümlüler tespit edilmekte ve;
- Kimlik tespitine, - Bilgi vermeye, - Şüpheli işlemlere, - Aklamaya konu değerlerin belirlenmesine, - Denetime, - Karapara aklama suçunun araştırma ve inceleme yöntemlerine ve - İlgili diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar belirlenmektedir.
4208 sayılı kanunla getirilen kontrollü teslimat uygulamasına ilişkin usul ve esasların tespiti ise, İçişleri Bakanlığınca hazırlanan ve 15 Eylül 1997 tarihinde yayımlanan bir yönetmelikle belirlenmiştir.
1997 yılı sonunda, karaparanın finansal sisteme girişini engellemeye veya sisteme girişinde tespitini sağlamak amacıyla 4208 sayılı kanun ve uygulama yönetmeliğine uygun olarak kimlik tespiti ve şüpheli işlemler konusunda iki adet genel tebliğ yayımlanmıştır. Burada gerek kimlik tespiti ve gerekse şüpheli işlemler ve bunların bildirimleri ayrıntılı olarak anlatılmıştır.
Türkiye bütün bu düzenlemeler ile karaparanın aklanmasının önlenmesi yolunda önemli adımlar atmıştır. Ancak bu konuda birçok Avrupa ülkesinin karşılaşmış olduğu sorunlarla yüz yüze gelmekten de kaçamamıştır. Gün geçtikçe, bir yandan binbir umutla çıkarılan kanunun eksiklikleri ortaya çıkmaya başlamış, diğer yandan da kanunu uygulamaya sokacak, hayata geçirecek kurumun yapısı gereği, başlatılan tahkikatlar askıda kalmış ve sonuçlandırılamamıştır.
Sistemde meydana gelen tıkanıklığı açmak amacıyla, karapara ile mücadele uygulamalarında önemli ilerlemeler kaydetmiş Avrupa'daki mücadeleci birimler ile ortaklaşa olarak bir dizi çalışma başlatılmış ve bu sayede sistemin aksayan yanlarının tespit edilmesi amaçlanmıştır.
http://www.kom.gov.tr/kom/kom_frame.htm |
|
|
|
|
|