|
|
||||||
|
TÜRKİYE'NİN FİZİKİ COĞRAFYASI
|
||||||
Alp Orojenik kuşağı içerisinde yer alan Türkiye, 1 132 m'lik ortalama yüksekliği ile oldukça yüksek bir ülkedir. Rusya Platformu ile Arabistan bloğu arasında sıkışarak yükselen Anadolu'nun kuzeyinde Karadeniz Dağları, güneyinde ise Toros Dağları uzanmaktadır. Oldukça engebeli bir yapıya sahip olan Türkiye'de ovaların kapladığı alanlar çok azdır. İç bölgelerdeki ovalar genellikle dağlar arasındaki tektonik depresyonlar arasında sıkışmışken, kıyı bölgelerinde ise delta ve kıyı ovası şeklinde görülmektedirler. İç Anadolu Bölgesi'ndeki platolar genellikle neojen kireç taşları ile kaplı iken, Doğu Anadolu'daki platolarımız ise Volkanik malzemelerden oluşmaktadır.
Neojen'de başlayan volkanik aktiviteler, Kuvaterner'de de devam etmiş ve özellikle İç Anadolu ile Doğu Anadolu bölgelerinde volkanik dağların oluşmasına yol açmıştır. Ülkemizdeki en genç volkanik püskürmeler Ege Bölgesi'nde Kula çevresi ile Akdeniz Bölgesi'nde Ceyhan ve Hassa çevresinde görülmektedir.
Türkiye'de yer kabuğunu şekillendiren en önemli unsur akarsulardır. Diğer şekillendirici gücü oluşturan yer altı suları, dalga ve akıntılar, rüzgarlar ve buzullar ise dar sahalarda etkili olmaktadır. Yer altı sularının etkisiyle oluşmuş olan karstik şekillere çoğunlukla Akdeniz ve İç Anadolu bölgelerindeki kireç taşlarının yaygın olduğu sahalarda rastlanmaktadır. Dalga ve akıntılar ise kıyılarımızın şekillenmesinde rol oynamaktadırlar. Rüzgarlar sınırlı olarak Konya-Karapınar çevresinde etkili olmuşlardır. Buzulların aşındırma etkileri ise ülkemiz dağlarının yüksek kesimlerinde etkili olmuş ve olmaktadır.
Neotektonik safhada meydana gelen büyük ölçüdeki deformasyonlar, yerkabuğunun isoztatik dengeden uzak olması ve hala daha devam eden kompresyonal kuvvetler Türkiye'nin aktif bir deprem alanı olmasının başlıca nedenidir. Ülkemiz aktif bir deprem sahası olmasına rağmen maalesef ülkemizde halen bir deprem bilinci gelişememiştir. Son örneğini 17 Ağustos 1999 yılında Marmara Depremi ile yaşadığımız gibi her depremde büyük can ve mal kaybına uğramaktayız.
Ülkemizin bulunduğu sahada meydana gelen düşey ve yatay hareketler akarsu
şebekesini de etkilemiştir. Türkiye'nin bulunduğu sahanın kubbeleşmesi ve çevre
sahaların torbalaşarak çökmesi sonucu eski drenaj kanalları birçok yerde
terkedilmiş ve merkezden çevredeki çukur alanlara (Karadeniz, Ege, Akdeniz,
Hazar ve Mezopotamya) yönelen akarsulardan oluşan, ana çizgileri ile ışınsal
karakter gösteren bir drenaj görüntüsü ortaya çıkmış, Doğu Anadolu bu suretle
çevredeki ülkelerin su deposu haline gelmiştir. Kurulu veya yeni kurulan
şebekenin, özellikle kenar dağlar üzerindeki kesimleri aralıklarla devam eden
yükselmeler sırasında yer yer antesedant, yer yerde sürempoze olarak temele
gömülmüş,
bazı akarsular ise, Kuzey
Anadolu fay zonu boyunca olduğu gibi ötelenmelere uğramıştır. Taban seviyesi ile
aradaki seviye farkının artması çevredeki akarsuların daha hızla aşındırmasına
ve gerilere doğru sokulmasına yol açmış ve bunun sonucunda meydana gelen bazı
kapmalarla drenaj ana çizgileri ile bugünkü görünümünü kazanmıştır.
Türkiye gene olarak Akdeniz makrokliması içerisinde bulunmaktadır. Ancak
yer şekillerine bağlı olarak kısa mesafede çok çeşitli iklim tipleri
görülmektedir. Güneyinde Eski Dünya karalarının çöl kuşağı, kuzeyinde ise Doğu
Avrupa'nın yarıkurak stepleri yayılır. Türkiye'nin Eski Dünya Karaları ortasında
ve bu iki kurak iklim alanı arasında yer almasına rağmen, daha farklı ve daha
yağışlı bir ülke olarak ayrılmasının başlıca sebebi, Akdeniz'in uzantısı olan ve
Akdeniz iklim etkilerinin doğuya doğru sokulmasına imkan veren denizlerle
çevrilmiş bulunması ve yüksek reliyefidir. Böyle olmasaydı bütün Türkiye'nin,
aynı enlemlerdeki bazı ülkeler gibi yarı-çöller ve steplerle kaplı bir kurak
iklim alanı olması gerekirdi.
Azonal
ve intrazonaller bir yana bırakılırsa, zonal topraklar bitki örtüsü ve iklim şartlarına uygun bir
yayılış gösterirler. Ülkenin kuzey ve güney kıyı bölgeleri boyunca
kuvvetle yıkanarak podsollaşmaya uğramış, bazı yörelerde lateritik özellikler de
gösteren topraklardan oluşan bir şerit uzanır. Daha az yağışlı ve kışları daha
soğuk iç kesimlere doğru hafifçe podsollaşmış, orta derecede asit kahverengi
orman topraklarına geçilir. Daha içerlerde ise, artan kuraklık nedeni ile
kalsifikasyon pedojenezde ön plana geçer. Bunun sonucunda, İç Anadolu'nun en az
yağışlı orta kesimindeki serozyom alanını kabaca konsantrik kuşaklar halinde
kuşakta ve merkeze yaklaştıkça giderek daha yüksek alkalinite gösteren
pedokaller (kahverengi ve kızıl kahverengi yarı-kurak bölge toprakları) yer alır.
Türkiye'nin bitki örtüsünün dağılışı; iklime, özellikle yağış ve sıcaklık
şartlarına bağlıdır. Karadeniz kıyıları boyunca nemcil türlerden oluşan gür
ormanlar, onların güneyinde şiddetli kış soğuklarına dayanıklı kuru ormanlar,
Akdeniz ve Ege kıyılarında ise Akdeniz ikliminin uzun yaz kuraklığına uymuş
karakteristik formasyonları genişliği yer yer değişen birer şerit halinde
uzanırlar. Artan kuraklığa bağlı olarak iç kesimlere doğru ve Güneydoğu
Anadolu'da doğal orman alanlarından önce ağaçlı steplere ve daha sonra da
steplere geçilir. Ormanın üst sınırı da, tıpkı daimi kar sınırı gibi, kontinentalitenin etkisi altında kenar bölgelerden (2 000-2 200 m) içerlere ve
doğuya doğru yükselir ve Doğu Anadolu'da 2 800 metreye kadar çıkar.
Türkiye toprakları, bugün olduğu
gibi bütün tarih boyunca, kuzeyi ve güneyi, doğusu ve batısındaki farklı kültürlerin karşılaştığı, bunlar arasında temasın sağlandığı, birleştirici,
kaynaştırıcı bir geçiş alanı, bir pota rolü oynamıştır. Dünyanın belki başka hiç
bir ülkesine bu ölçüde nasip olmayan bu seçkin rol, her şeyden önce coğrafi
konumun bir sonucudur. Bu rol, ülke reliefinin doğal ulaşım ve ticaret
yollarının bütün tarih boyunca güzergahlarını belirleyen
genel uzantısı nedeni ile daha çok doğu ve batı doğrultusunda etkili olmuş, doğu
ve batı kültürleri burada karşılaşmış, doğu ve batı toplumlarını niteleyen
terimler (Asya ve Avrupa) burada doğmuştur. Türkiye'nin çoğu kez Asya ve Avrupa
arasındaki köprü olarak tanımlanmasının sebebi budur. Buna karşılık ülke konumu,
biçimi ve arızalı reliefi nedeni ile kuzeyindeki ve güneyindeki farklı kültür
alemlerinin temasını güçleştiren, meridyonal doğrultuda yayılmalarını engelleyen
bir set rolü oynamıştır. Bu alemler arasındaki temas ancak ülkenin
kuzeybatısında, setin alçaldığı alandaki Boğazlar ve Marmara üzerinden sağlanmış
ve sınırlı ölçüde kalmıştır.
İlk
Çağda Karadeniz'e sokulan maceraperest Yunanlı gemiciler, Karadeniz'in kuzey
kıyılarından tahıl,
post ve esir yükleyen Roma gemileri, Orta Çağın beli kılıçlı Venedik ve Ceneviz
tacirleri hep bu yolu izleyerek kuzeye sokulabilmişlerdin,
Bu yolun en önemli kesimi kuşkusuz.
batıdan ve doğudan gelen yolların,
Karadeniz'e açılan deniz yolu ile kesiştiği İstanbul Boğazı'dır.
Boğazın girişinde kurulan İstanbul bu müstesna konumu sayesinde daha Roma ve
Bizans devirlerinde dünyanın dört bucağından gelen malların
satışa sunulduğu, işlendiği ve ihraç edildiği büyük bir ticaret, sanayi, kültür
ve siyaset merkezi olmuştu, İstanbul Boğazının, Karadeniz aleminin Akdeniz
alemine
açıldığı yegane kapı olması,
bir yandan ona sahip olan devletin gücünü ve önemini artırırken, bir yandan da
tarih boyunca bu kapıya sahip olmak ihtirasını körüklemiştir.
Türkiye'nin relief özelliklerinin
etkileri aslında çok daha çeşitlidir. Bu etkiler bu topraklar üzerinde yerleşmiş
toplumların yaşamı, politik ve sosyal özellikleri ve kültürel gelişmelerinde de
kendini gösterir. Örneğin kuzey ve güney kıyı bölgelerinin iç kesimlerden, iç
kesimlerin ve kıyı bölgelerinin de birbirinden aşılması güç topografik
engellerle ayrılmış bulunması, bunlardan her birinin yüzyıllar boyunca ayrı
bölmeler halinde kalması daha antik çağda farklı isimlerle adlandırılan ve
kültür bakımından da farklılık gösteren tarihi coğrafya bölgelerinin (Pontus,
Likya, Karya, Kapadokya, Pamfilya, Kilikya, Paflogonya, Lidya, Frigya)
oluşmasına yol açmıştır. Genel olarak eğimlerin kuvvetli olması ve arazinin çoğu
yerde derin vadilerle yarılmış bulunmasının da önemli sonuçları vardır.
Araştırmaların ortaya koyduğuna göre eğim bakımından tarıma
elverişli sayılan topraklar ülke yüzölçümünün ancak 1/5 kadarını oluşturur. Aynı
sebeple geniş alanlar kuvvetli bir toprak erozyonuna maruzdur ve aşınan toprakların
birikmesi sonucunda kıyı
çizgisinde önemli değişiklikler olmuş, bazı antik çağ limanları (örneğin Efes ve
Milet) ve nehir limanları (Tarsus), liman olmak
fonksiyonlarını kaybetmiş, bazı körfezler kapanmış (antik Latmos körfezi,
bugünkü Bafa gölü), bazı adalar karanın içerlerinde kalmıştır.
Kırsal ve kentsel yerleşmelerin dağılışı düzeni de, tıpkı yol güzergahları gibi,
bütün tarih boyuncu ülkenin relief şartlarına bağlı kalmıştır.
Fiziki ortam şartları beşeri
görünümü daha birçok yollardan etkiler.
Tarım ürünlerinin coğrafi
dağılışı ve verimliliği,
daha yüksek sıcaklık isteyen ticari ürünlerin yetiştirildiği kenar bölgeler ile,
tahılın ve şiddetli kışa dayanıklı diğer ürünlerin yetiştirildiği ve
hayvancılığın yer yer tarımdan daha önemli olduğu karasal iç kesimler arasındaki
farklılaşma temelde bölgesel iklim ayrılıklarından ileri gelir.
Ülkenin birçok bölgelerinde duyulan sulama ihtiyacı şiddetli yaz kuraklığının,
Doğu Anadolu'da antik çağdan beri yarı yarıya toprağa gömülü olarak yapılan
evler şiddetli kış soğuklarının, geniş alanlarda yüzyıllardan beri uygulanan
transhümans ve Doğu Anadolu'da hala daha yaygın olan göçebelik, bazı
müelliflerin iddia ettikleri gibi etnik kaynaklı bir yaşam tarzı değil, fakat
yükselti farklarına bağlı olarak iklim ve vejetasyonda meydana gelen mevsimlik
değişikliklere uyumun sonucudur.
Fiziki ortamın beşeri
görünüm üzerindeki doğrudan
ve dolaylı etkileri aslında yukarıda sayılanlardan çok daha fazladır. Bu
etkiler, teknolojinin yüksek bir düzeye eriştiği günümüzde de, Türkiye'de
bölgesel ve yöresel coğrafi görünümler arasındaki farkların temelinde yatan ve
bir kısım izleri maziden miras kalan esas faktör olarak hala daha büyük rol
oynamaktadır.
Kaynak: Prof.Dr. Sırrı Erinç İ.Ü. Deniz Bilimleri ve Coğrafya Enstitüsü Bülteni Sayı: 10 İstanbul - Türkiye, 1993
|
||||||
|
|
||||||
|